Ellerime bakıyorum sanki ellerim uzun zamandır benim ellerim
değillermiş , başka bir yerlerdelermiş gibi . Gidip aynada yüz
hatlarıma bakıyorum , sanki onlar orada değillermiş , sanki daha biraz
önce , ben buraya bu aynanın karşısına geçmeden önce arsızca gelip
oraya oturmuşlar gibi . Canımı sıkıyor bu yabancılaşma . Canımı sıkıyor
bu kendi bedenini tanıyamama halleri . Düşüncelerim kendi hallerinde . Sıcak havanın içinde bir yerlerde öylece asılı kalmışlar güne . Bir gün sonraya gidemeyecekler eğer rüzgar esmez ise bir ara bu gün içinde . Ağustosu kim böyle sıcakları giyinmişken görmüştü ? Kim görmüştü kızıl saçlı cadıyı tepede bu denli ihtişamlı herkese ve her şeye meydan okurkenki haliyle ? İnsan kendini daha bir yalnız hissediyor sıcağın yarattığı sessizlikte . Herkes bir yerlerde , bir işle uğraşıyor görünümünde ama hareket yok sokaklarda günün bu saatlerinde . Uzaklarındayım aslında şu denizdeki siyah noktaların . Şimdi sadece tahmin ediyorum onların birer insan kafası olabileceğini . Bir görünüp bir kayboluyor kimileri suyun yüzeyinde . İnsanlar serinlemek için birbirlerinin üzerine çıktıkları plajlardan , havuzlardan bıkmış olmalılar ki buralara , bu ıssız yerlere geliyorlar şimdilerde . Oysa burada ne bir iskelenin varlığından ne de susadıkları zaman bir şeyler içebilecekleri bir cafenin varlığından sözedilebilr . Nelere ihtiyaçları varsa dolduruyorlar arabalarına çoluk çocuk doluşuyorlar sessiz sakin cennetime . Oysa ben burada sessizliğin resmini yapacaktım sizin denize girdiğiniz yerde , şimdi şu hale bir bak nelerden bahsediyor fırçam . En azından bağırışlarını duymuyorum , sadece devinim halindeler . Bir sağa bir sola bisiklet sürüyor küçük bir kız çocuğu . Ben de böyleydim diyorum içimden . Annesi izin vermiyordur uzağa gitmesine . Sınırları belli tekerleğin gidebileceği . Ondan ötesi cıs . Çocuklar var toprakla oynayan sağda solda dağılmış . Kimisinde şort var hani şu denize girmek için kullanılanlardan bazsında ise külot . Üstleri başları batmış . Suya girmek istiyor kimisi annelerini sürüklüyorlar ama ne bilsin çocuğum annen yüzmeyi ki seni sokabilsin suya . Kadınlar buldukları koca gövdeli her ağacın altında küme küme olmuşlar yiyip içiyorlar . Dolmalar , börekler bu ağustos sıcağında gırla . Yenilmemesi gereken ne varsa orada . Korkusuzca yiyip içiyorlar , yarını düşünmeden , bedenlerine çektirdikleri eziyeti umursamadan . Biraz zor oluyor ekranı klavyenin üzerine oturtmak ama sonunda kolumun altına alıp uzaklaşabiliyorum onların gelip oturdukları daha doğrusu işgal ettikleri cennetimden . Kim bilir nasıl bırakacaklar giderlerken arkalarında ? Bilmek istiyor muyum ya da görmek daha sonrasında , onlar gittikten sonra gelip ? Hiç sanmıyorum . Eğer bunu yaparsam tüm o çocuklara , annelerine çok daha farklı bir gözle bakarım şu an baktığımdan . Sanki daha şimdiden bakmıyor muyum o gözle ? Şimdiden düşünmüyor muyum nasıl bırakacaklarını burayı ? Biliyorum ya yine de gözün görmesi farklı etki bırakıyor insanının üzerinde . Şimdi gidip yeni bir yer bulma zamanı mıdır kendime yoksa kendime bir yer yaratma zamanı mı ? Kararsızlığım kolumun altında sabitlediğim bilgisayarla mı çözülecek ? Bilmediklerimin tam ortasında bulduğum ilk gölgeye sığınmak istiyor bedenim . Birazdan burnum kanar diye korkuyorum . Korkum burnumun kanamasından çok şu kurumuş toprağı kırmızıya boyayacağımdan . Bir iki küçük nokta olacak başlarda geçtiğim yerlerde . Daha sonra birkaç büyük nokta halinde devam edecek bu . Bir yerden sonra ben ona müdahale ettiğimden kesilecek toprağın üzerindeki noktaların sürekliliği . Sonra kimileri gelip üzerlerine basacak bu noktaların . O andan sonra bir şey ifade etmeyecek üzeri toprakla örtülen kırmızı noktalar . Ne toprağı adam akıllı kırmızıya boyamış olabileceğim ne de başkaları benim burnumun kanamış olabileceğini anlayacaklar . Kategori : Odadaki zamanlar http://blog.pinararpaci.com/2005/08/austos-scanda-bunaltnn-resmi.html 6 8 2005 |