Yazılarım‎ > ‎

Balık ekmek‎‏‎‎‎‎‎‏‎‎‏‏‏‎‏‎‎‎‏‎‎‏‎‎‎‏‏‏‏‏‏‏‏‏‎‏‎‏‎‎‏‎‎‏‎‎‏‎‎‏‏‏‎‎‏‎‎‎‏‏‎‎‏‎‏‏‎‎‏‏‎‏‏‎‎‎‏‎‏‏‏‎‎‏‏‏‎‏‏‎‎‏‎‏

21 Eki 2009 14:05 tarihinde Pinar ARPACI tarafından yayınlandı   [ 16 Nis 2011 13:10 tarihinde Pınar ARPACI tarafından güncellendi ]
İnsan ayaklarının mı üzerinde durur ? Sanmıyorum . Etrafımızda , maddiyatımızı dengede tutmakta olan atmosferin basıncı bulunmakta . Anlıyoruz ki istediğimiz yere gitmemiz ya da götürülmemiz bedenimizin işleyişiyle alakalı olarak gelişmez . Bizim o tarafa ya da bu tarafa gitmemizin , toprak üzerinde gezinebilmemizin asıl nedeni bizim ya da başkalarının düşünceleri olmakta . Bu tezimizin doğruluğunu tartışmak yerine bunun böyle olduğunu düşünüp , kabullendikten sonra nasıl davranıyorsak aynen öyle . Şimdi gezinelim öyleyse !Şu an dengedesiniz . Kendinizi boşluk sandığınız kavramın kollarına bırakıverin , gözlerinizi de kendi haline . Şimdi düşünmeye başlayabiliriz ve aynı zamanda hareket etmeye . Deniz kokusu geliyor burnuma . Uzakta değil , hemen yanı başımda . Sonra arkadan arabalar gürültü ediyor . İster duy ister duyma , her şey senin elinde . Güneş tabak gibiydi öğle vaktinde ama şimdi uykuya hazırlanıyor . Ve işte o hoş görüntüsü her tarafı sarıp sarmalıyor . Martılar için bugün son parti . Birazdan deniz kararacak , balıklar derinlere bir yerlere gidecek . Yavaş yavaş yürüyorum kaldırımlarda . Dalga hafif , sallantı vuruyor kıyıya , sesi geliyor ılık rüzgara eşlik etmeye . Hep aynı melodi . Yavaş yavaş ay beliriyor güneş yerine . Gece başlamak üzere . Şehir siyah yorganını çekmeye hazır mı soran yok ki ?

Rüzgar ılık ve yavaş dalgalar gibi . Yüzüme esiyor . O getiriyor önce kızarmakta olan balıkların kokusunu . Sonra sesi geliyor o iç acıtan iç acıtan?Yiyemediğin zaman başka ne anlama gelebilir o yağın cız etmesi ? Gözüm kapalı . Rüzgar elim , kulaklarımın duydukları gözüm . Sanki yürümüyorum . Açıyorum gözlerimi küçük bir sandalın yanı başında bedenim . O cız , bu cız . O koku , bu koku . Çabuk tarafından girişiyorum işe , . O balık nasılda kızarıyor o ızgarada . Ah canım? Allah?ın sevgili kulu , nimeti . Aslında ne mukaddes iş yaptığı . Günün bu saatinde daha ne ya da kim verebilir böyle bir zevki sorarım size . Aç olmak mı gerekir yoksa görmek yeterli mi o güzelim yaratığı ızgarada ? Sadece duyumsamak yeter . Ya ekmeğe can verişine ne demeli ? O ekmek balıksız işlenmemiş buğdaydan başka ne olabilir , hangi sıfatı kazanabilir gözümde ? , diyor ve eğilip iki üç saniye gözden kayboluyor . Yeniden doğrulduğunda ise elinde bir bira ? Oh ne ala ? Mutluluktan gözlerim yaşarıyor . Daha ne isteyebilir bu aciz kul , aciz vücut ? Tabii ki kıçının altına ufacık bir tabure denize karşı .

Şimdi aç gözünü . Neresi burası ? Tabii ki Sarıyer sahil . Ben nerede miyim ? Bilmeme , bir bakarsın orada bir bakarsın burada . Belki canım bir sonraki sayfa için Venedik?te olmak isteyecek . Ben istediğim zaman istediğim yerde çünkü düşünebiliyorum , o zaman gezerim !
Kategori : Gezmeceler
http://blog.pinararpaci.com/2005/05/balk-ekmek.html 22 05 2005