Yazılarım‎ > ‎

‎‏‎‎‎‎‎Bir cevabı olan varmı?‏‎‎‏‏‏‎‏‎‎‎‏‎‎‏‎‎‎‏‏‏‏‏‏‏‏‏‎‏‎‏‎‎‏‎‎‏‎‎‏‎‎‏‏‏‎‎‏‎‎‎‏‏‎‎‏‎‏‏‎‎‏‏‎‏‏‎‎‎‏‎‏‏‏‎‎‏‏‏‎‏‏‎‎‏‎‏‎‎

21 Eki 2009 15:15 tarihinde Pinar ARPACI tarafından yayınlandı   [ 16 Nis 2011 13:09 tarihinde Pınar ARPACI tarafından güncellendi ]
Bir kaç soru var kafamda. Aşk neden zor bulunur? Ve neden çabucak kaybedilir? Acaba biz zavallı insanlar mı onu bulamayız, yoksa bu fani dünya da hiçbir şeyin değerini bilmediğimiz gibi onun da değerini bilmiyoruz, bilemiyoruz? Ve nasıl oluyor da, gelip bizi bulunca, esrar gibi girip vücuda, acıları hissetmiyor, uyuşturucu toz pembe dünyalara götürebiliyor ?
Bazen yağmurlu bir günde başlıyor aşk:
Sırılsıklamsın, üstündekilerden tenine geçiyor ıslaklık. Soğuk içine işliyor. Üşümek...
Yalnızlığının üşüme, titreme nöbetleri rahat vermiyor. Doğduğundan beri birçok insanı sevmişsin; anneni, babanı, kardeşini, arkadaşlarını... Sevgilini sevmişsin, sevgilerinin en masumlarıyla(?) . Ve bazen ağzın yanmış, bazense çok mutlu günlerin, gecelerin peşinde olmuş. Dolunayda, mehtaba yalnız bakmamanın huzuru olmuş içinde.
Aradığım bu değil benim. Soğuk işliyor iliklerine; gerektiğinde şelale gibi gür, hırçın; gerektiğinde ise kuru toprakların içinden doğan bir ırmaktan bir damla düşüyor burnuna... Oradan karışıyor yağmura; doğduğu topraklara dönüyor.
Eros. Sevgili dost... İnsanlığın kurtarıcısı Tanrım. Sen değil misin, koskoca kalabalıklarda, yahut bir balıkçı barınağında, limana sığınmış tekne gibi bizleri bulan, ve aşk denizine sürükleyen. Belki sen, cevap verebilirsin bana: Neden Eros? Niçin aşk, insanları bu kadar ilgilendirir? Neden bu anlaşılması zor denklemi çözme çabası durmadan süren? Bana sen cevap vermelisin; çünkü Ademoğulları, hala çözemedi bu soruyu. Hem onlar şu ara başka sorunlarıyla, savaşları, kavgalarıyla uğraşıyor. İnsan öldürmek haksızca, umarsızca aldı başını gitti; insanlar şu ara bu furyaya katılma çabasındalar. Senin o güzel, yumuşacık sevgi dolu, aşk dolu, en güzel insanî duygularımızı bize veren okların, onların üstündeki tüm etkisini kaybetti. Sen de yeni, daha etkili silahlar üstünde çalışmalısın. Örneğin bir aşk bombası yap; içini sevgiyle, kardeşlikle, aşkla ve paylaşmanın gerekliliğini anlatacak sözlerle doldur lütfen. Belki yirmi birinci yüzyılın evlatları, üvey evlat zannettikleri etraflarındaki insanları ancak böyle severler.
Sana, aşka o kadar çok ihtiyacı var ki kardeşlerimin, sana sorduğum sorumun cevabından vazgeçtim. Senin çok işin var; bu öldürme, tüketme açlığındaki kullarını doyurman lazım. Ben sorumu bir başkasına soracağım.
Belki ondan bir cevap alabilirim. Karısına, en sevdiği karısına aşkıyla, bana da örnek olan insana sormalı bu soruyu. Nazım'a...
Piraye'ye aşkıyla, ona yazdığı şiirlerle kanıtlıyor bana ne kadar güzel şey olduğunu şu aşkın. Demir parmaklıkların arkasında dahi olsa, aklı ve gönlünün hep O'nda olduğunu belli ediyor dizeleriyle:
O şimdi ne yapıyor
şu anda, şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir,
-hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırılçıplak eder bu hareketi!..-
O şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
-her kara günümde onu bana tığış tığış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!...-
Ve ne düşünüyor
beni mi?
Yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut,
insanların çoğunun neden
böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...
Bir hükümlü, içerideki yaşamında dahi, dışarıyı, aşklarını düşünüyor, kafa patlatıyor neler oluyor duvarların arkasında diye! Ve sadece aşkı için değil, memleketi için, insanları için kafa patlatıyor -düşünmesi yasak olmasına rağmen-. En iyisi sizi de ebedi ikametgahınızda rahat bırakmak sevgili Nazım Hikmet Amca. Bu soruyu bir başkasına sormalı ama kime. Bu cevabı bilen, bulan kaç kişi olabilir ki şu dünya üzerinde? Einstein, İzafiyet Teorimi'ni ve daha pek çok kuramı getirmiş olabilir yeryüzüne. Fakat Dünya'da hiç kimsenin cevaplayamadığı sorulara o da bir cevap bulamamıştır. Yaşamın sırları, aşklar, insanın duyguları ve daha pek çok sorunun cevabı saklıdır bir yerlerde.
Ve bir kadın gözlüğünden aşk yine aynı gözüküyor. Sadece biraz daha duygusal, biraz daha korkulu bir bekleyiş var cephenin bu tarafında. Kaybedilen her neferin ardından bir yenisi hazırlanıyor. Maalesef kazanan iki taraf; ve kaybeden yine aynı ikisi..
Bir kadının gözünden aşk diyorsun , kalemi elime tutuşturup karşımda dikiliyorsun . Dostum yanlış bir kadına yanlış bir soru soruyorsun . Bir kadın senin aradığın fakat hepsinden önce sıradan bir kadın . Ve bir cevap istediğin bu kadından . Bulamayacağından bu denli eminsen bir de sorarım sana neden sıradan bir kadın istiyorsun cevaplandırması için ?
Evet , kim görmüş aşkı yolda yürürken ya da kim seslenmiş bir tanıdık gibi arkasından ? Akılları karıştıran kısa soluklu bir oyun olmadığını düşünen kaç insanla tanıştın , kaçının kelimelerinde arındın ? Turgut'um , sana bu hayatındaki en güzel hediyeyi , bu sorunun cevabını veriyorum : Aşk diye bir şey yoktur .
Aşk yoktur aslında . Eros bir hayalden başka bir şey değilse okları olmuş neye yarar ? Shakspeare'in anlattığı , Balzac'ın yaşadığı aşk değil . Aşk insanların uydurmacası , bahanesi birbirlerini tüketmekte kullandıkları . Ve sevgi kelimesi kırmızı yastıkların , ayıcıkların üzerlerine sıkıştırılmış , bu uğurda kirletilmiş olmaktan öteye geçmeyen . Nasıl ki devletlerin sömürge elde etmesinin adı oraya barış götürmekse insanların birbirlerini sömürmesinin adı aşk olmuş . Senin sorduğun aşk değil Turgut'um . Senin merak ettiğin çok daha temiz bir duygu ve henüz ismi olmayan .
Sahiplenme , kıskançlık , ihanet , sadakat , hesap verme , öpüşme ya da sevişme değil onu var eden . Varlığı salt sevgiye bağlı . Varlığı salt bir bebeğe ve bir meleğe bağlı .
Bebek , önyargıları olmayandır . Her şeye farklı bakar , gördüğü her ne varsa onun için yenidir , keşfedilmeyi bekler . Sevgi de bunlardan biridir . Kelimeler ona olduğu gibi , çıplak halleriyle ulaşır . Kelimeleri sevgisiyle donatır . Sevildiği ölçüde sevmeyi öğrenir , sevildiğinden daha çok sever .
Melek güzeldir , kutsal olandır . İnsan kılığına büründükleri rivayeti ortalarda dolaşmaktadır . Melek koruyucudur , sevgiyi kelimelere sığdıramayandır . Senin cevabını aradığın sorunun yanıtı bir bebek ve bir meleğin birlikteliğinde saklıdır . İsimsiz .
Aşk, bir saat gibi galiba. Zamanı gelince, herkes için çalacak; herkesi uyarıp uyandıracak. Ve o ana kadar insan derin uykusunda yalnızlığın. Bazen ömrü geçiyor bu bekleyişte, bazen birkaç dakikası; ama eninde sonunda bir S.S.K. hastahanesinde, doktor kuyruğu bekleyen vatandaşlarım gibi bekliyor insan evladı. Bu dünyada nefes alan tüm sıradan insanların tatmayı istediği ve istedikleri ölçüde elde ettiği bir şey aşk belki de...
Bir sonuca varmak zor. Hem o kadar şair, yazar, ve alelade binlerce, milyonlarca insan bu soruyu ararken benim bulmam da zor. "Onlar bulamamış, ben hiç bulamam!" diye bakmıyorum; ama bu yazıda ve bu yaşta bir cevaba ulaşamayacağım apaçık ortada duruyor. Bense vazgeçmeyeceğim arayışımdan. Ve belki bir gün, yeniden yazdığımda cevabı okursunuz.
Paul Eluard bir şiirinde şöyle diyor:
Kapılar tutulmuş
Neylersin
Neylersin içerde kalmışız
Yollar kesilmiş
Şehir yenilmiş
Neylersin
Açlıktır başlamış
Neylersin
Elde silah kalmamış
Neylersin
Karanlık bastırmış
Sevişmezsin de
Neylersin...
İşte böyle; yapacak fazla bir şey yok. Bizler fakat mağrur dolaşıyoruz. Aslında savaşı kaybetmişiz, küçük bir başarı kırpıntısıyla kendimizi muzaffer ilan ediyoruz. Küçük mutlulukları yakalama kılavuzu, kutsal kitabımız olmuş; her zamanki küçük hesaplarımıza alet ediyoruz sevgimizi de.
Hayır Turgut , biz savaşı kaybetmedik . Savaşımız bu soruyu cevaplandırmak , cevaplandıramasak dahi arayışında olmak . Aradığımız bir bebek ve bir melek gökyüzünde gezinen , yere basmaya layık olmadıkları için göklerde yaşayan . O denli saf ve saf olduğu ölçüde kutsal olan bir duygu aradığımız . Öyle ki sen bir bebek olamasan ve ben bir melek olamasam dahi isimsiz olanı bulabilmek önemli olan . Küçük hesaplarımız için kullanacak sevgimiz yok bizim gibilerin ve başkaları adına konuşmayı bırak . Sevgimizin her damlası isimsizi bulmak adına .
Umarım mutlusundur dostum; şimdi mehtaplı gecelerin yalnız, bedbaht ve bir doktor kuyruğundaki hastanınki gibi acı verici değildir. Umarım şansının da farkındasındır. Sen ki, bir seçilmiş gibi kurtuldun açlıktan. Kalbinin korkular tarafından işgalinden kurtuldun. Dua et dostum; dua et çünkü elinde tuttuğun sadece sana sevdiğince verilmiş bir kalp değil; en önemli hazineleri karşındaki insanın. En büyük sırları, en önemli duyuları, duyguları ve en mahrem, en kişisel yanlarıdır. Kırmaman, yormaman, sıkmaman gerekir.

Beni bu yazıya dahil eden canım dostum Mert Babacan'a teşekkür ederim . İyi ki diretmiş , sizce de öyle değil mi (güzel olmadı mı) ?