Bir efsanedir aslında . Ahşap evin bahçesindeki koca çınarın yaprakları altında oturup , yaşanmışlıkların tümü damlarken üzerine insanın , dinlenesi bir hikayedir . Bir de anlatıcıyı iyi seçmek gerekir . Soluk alışları doğayla harmoni içinde olmalı . dudaklarında doğanın sessizliği esmeli , nefes aldığında aşk kokusunu alabilmeli dinleyen . Kelimeler cümle olarak anlam kazanmaktan çok kelime olarak anlamlı kalabilmeli dudaklarından döküldüğü vakit . Gel ! Otur şöyle İstanbul üzerine . Bağdaş kurma ya da bacak bacak üzerine atma koca şehre karşı . Yürüdüğün yollar jeaninden fazlasını hak ediyor . Soyun şimdi sessizliğin ve sakinliğin yarattığı o 'zamansızlıkta' bir an . Ütülü , siyah pantolonunun üzerine jilet gömleğini giyin usulca . Ayakkabıların boyalı . Yağmur mu yağacak ; o halde yağmuru için boya onları . Pantolon askılarını kilitleyip fötr şapkanı yerleştir şimdi güzel başına . Kaşmirden siyah paltonu al sırtına . Eser şimdi İstanbul sen ona bakarken deli deli sana . Adımların usul , dudakların hafif aralık , kalbin karların ardından doğaya sunulacak kardelenin toprağı kadar heyecanlı . Öyle gel şimdi ! Yalnızca layık olan gözlere bahşedilmiş bir özelliktir 'görmek' . Ve sadece gören gözler bakabilir Çengelköy'e . Tıpkı bu efsaneyi dinlemeye sadece layık olan kulakların hakkı olduğu gibi . Beyaz Tenli Güzel Kadın |
