Yazılarım‎ > ‎

D‎‏‎‎‎‎‎‏‎‎‏‏‏‎‏‎‎‎‏‎‎‏‎‎‎‏‏‏‏‏‏‏‏‏‎‏‎‏‎‎‏‎‎‏‎‎‏‎‎‏‏‏‎‎‏‎‎‎‏‏‎‎‏‎‏‏‎‎‏‏‎‏‏‎‎‎‏‎‏‏‏‎‎‏‏‏‎‏‏‎‎‏‎‏‎‎ershane penceresi 19 - 22

21 Eki 2009 14:30 tarihinde Pinar ARPACI tarafından yayınlandı   [ 16 Nis 2011 13:10 tarihinde Pınar ARPACI tarafından güncellendi ]
Hava karardığı vakit binalar sevimli olmaktan çok uzak oluyorlar . Işıkları söndürüp kendimi de gömdüğüm vakit karanlığa bir oluyorum tüm sevimsizliklerle . Sevimsiz oluyorum gecenin içinde sırf gece sevimsiz olmamı istedi diye . Ruhlar karışıyor birbirine . Ruhlar kime ait olduğunu unutuyor . Hem artık bir önemi kalmıyor hangi bedene geri dönmesi gerektiğini bilmenin . Lanet olası kara bir kazanın altında kara alevler oynaşıyor . Kazan kaynatıyor , içindeki sıvı koyu bir kıvam alıyor . Zamanla yanıltıcı kokusu insanları topluyor etrafına . Kimileri kokusuna aldanıp tadına bakıyor . Marmelat yavaşça bedeni ele geçiriyor . Bedenin her noktasında geziniyor . Marmelat , insanı farklı kılıyor ebediyen . Geri dönüşü olmayan . Ölümsüzlük kısa süreli acı çekmeyi gerektiriyorsa eğer bu , çekilecek olan bir acı olarak değil insanın ruhunu terbiye edebileceği bir süreç olarak algılanmalı . Önemli olan kendini insan sanmak değil insan olmaya çalışmak , düşünebilmek ve üretebilmek . Ya da başka bir isim olabilmek , insanlar arasından ayrılıp onların kendilerinden ayrı olarak andıkları arasında olabilmekte iş .