Yazılarım‎ > ‎

Erhan Bener'in Yalnızlar'ının ardından...

21 Eki 2009 22:43 tarihinde Pinar ARPACI tarafından yayınlandı   [ 16 Nis 2011 13:08 tarihinde Pınar ARPACI tarafından güncellendi ]
Sonra elim titreyecek yazarken . Bildiğim tek şey bu . Güneş doğup aydınlattığı vakit her şeyi düşüncelerim de değişecek . Belki şimdi aktığı gibi akmayacak içimdeki sular , estiği gibi esmeyecek rüzgarlar ama yine de geceyi bekleyeceğim yazmak için onları .
Düşüncelerim gecenin kollarında giyiniyorlar en güzel çıplaklıklarını . Tazecik bedenleri , dokunulmamış tenleri baştan çıkartıyor beni . Yarın sabah , gün ışığında aynı olmayacak kafamda gezinenlerin hiçbiri . Dünden yarına hangi şey , hangimiz değişmiyoruz ki düşüncelerimiz aynı kalsın ?
Elimi attığım vakit yine yarım yarım , yine nereden geldiği belli birkaç cümle . Belki tamamlanmamış , belki saklanmış , saklanmak istemiş . Ama günün birinde mutlaka dışarı çıkmak isteyecek olan . Zamana ihtiyaçları var . Zamana ihtiyacı var Dinozor?un asla uyum sağlayamayacağını bildiğim dünyaya alışması için . Yaşamının amacı büyük adam olmak . Büyük adam olmak : acıyı yaşamak (?) . İşte sorgulanacak olan .

Bardak terliyor . Bir başucu lambasının ışığında sarı perdelerin camlarını beklediği odada elimde sayfaları artık ben kokmaya başlamış kitapla sabaha doğru bir yolculuğa çıkmışım . Yorulmuş , hem bedenim hem ruhum . Zehir yavaş yavaş damarlarımda yol alıyor . Bardak soğuk , üşütüyor .
Bir kendini sorgulayış , bir arama , kendilerini bulundukları çemberin dışına atabilmek için çırpınışın öyküsü . Sayfalar pek tabii yoruyor okuyanı eğer okuyan sayfalarda can bulmaya başlamışsa .
?Acı? dedi , ?beynin işidir . Acı , köprüdür azizim . Bir tarafta düş , öbür yanda gerçek . Ha ? Aşağısı mı ? Dehşet ? Gayya kuyusu azizim , Gayya kuyusu . Hım ? Köprüdür , köprü . Atabilir misin o köprüyü ? Atamazsın . Zor gelir biraz ??
Acı düş ile gerçeği birbirine kavuşturan köprüdür hayatlarda . Öyle ki yaşamlar bu köprü üzerinde bir o yana bir bu yana gidip gelmekle geçer . İnsan kurmuş olduğu düşleri gerçekliğe taşımak ve orada yaşamak için illa ki bu köprüyü kullanmalı . Ve gerçekte yaşadıklarının düş dünyasında yaşanmaya devam emesi için .
İnsanlar ölür , sevdiklerimiz yitip gider . Arkalarından dünyada bir bedenlik boş yer bırakırlar . Ya bizlerin dünyalarında ? Bu , bir bedenin bırakmış olduğu boşluktan çok daha farklıdır , çok daha somuttur başka bir anlamda . Gittikçe , zaman geçtikçe büyüyen , bizde yaşayan olur ölenler . Gerçekler yaşayanlardan saklanabilir , yaşayanlar çok kolay aldatılabilir ama ölüler ? Onlar daima bizlerledir . Biz yaşadığımız sürece bizde yaşayacak olanlardır .
Küçük dünyalarında , kendilerinin yarattıkları çemberlerinde ve kendilerinin de dahil olduğu bu çembere sıkışıp kalmışları anlatır Erhan BENER Yalnızlar?da . Aslında tümü yalnızdır bu çemberin üyelerinin fakat daima yalnızlıklarından sıyrılmak , bu çemberden kurtulmak umuduyla çembere dahil olarak yaşamlarını sürdürürler . Çıkmak istedikleri zamanlarda dahi aslında bilirler bir parçalarının yine bu çembere dahil olarak yaşamaları zorunda olduklarını .
?? Yaşamanın değeri neydi ? Kimi zevk almak , kimi iş yapmak demiş . Belki de dünyada yaşayan insan sayısı kadar değer ölçüsü bulunabilirdi .?
Yaşama tutunabilmek adına ona değer vermek çabasında olanlardan kahramanlarından biri : Doktor Nevzat . Her daim bir arayış içinde . Öyle ki yaşamının bir anlamı , amacı olmadığı taktirde yaşayamayacağını , yaşamasının saçma olacağını düşünen . Küçük dünyasında sıkışıp kalmış , kendince sorgulamalarda bulunan fakat asla bir sonuca varamayan . Öylesin zayıf ki yürümesi gereken yolu dahi kendi seçemeyen ve bundan ötürü yaşadıklarından ve yaşayacaklarından asla tat alamayan . Kendini acı çekmekle görevli sayan ve bu acısını hafifletmek için tek çözüm olarak uyuşmayı seçen . Ama asla varlığına son vermeyi değil .
?Ne olurda ha ? Siz , bunlar olmasa da yaşayabilirsiniz , ben yaşayamam . Benim yaşayabilmem için geçerli bir neden bulmam gerek kendime . İstemiyorum burada uyuşup gitmeyi . Paslanıp ölmeyi . Bırakın beni . Bırakın yahu . İstemiyorum . Yaşayacağım ben . Yaşamayı seviyorum . İnsanları seviyorum . Onlara yardım etmek istiyorum .Sevdiğim bir kadın var . Beni gerçekten seven bir kadın var . Eğleneceğim , dans edeceğim , güleceğim . Yaşamak hakkım değil mi benim ? İstemiyorum burada çürüyüp gitmeyi . Bırakın beni ??

Bardak terliyor . Gece usul usul sokuluyor sayfalara . Yazılanlar daha mürekkep kurumadan farklı anlamlar kazanıyor . Yazmaya başladım fakat asla tamamlanamayan mektuplar gibi . Sayfalar top top edilmiş , odanın içine dağılmış . Alıp okusan bir tanesini ? Okunacak belki tek bir kelime , tek bir cümle . Suskun , soluk benizli sayfalar masa lambasının ışığında . Boş ev , boş duvarlar , gıcırdayan döşeme , hatıralar ? Çıkıp gitmeli diyor buradan , yaşanmaz diyor burada Doktor Nevzat , yaşanmaz . Yalnızlığı bırakmadığı ölçüde yaşanmaz kılıyor hayat hatıralarının arasında. Uyuşukluğu sadece vücudunda kalmıyor geleceği de uyuşuyor . Şimdi sadece hatıralarında yaşıyor . Umutlarında ; şimdilerde çoktan tükenmiş olan . Dokunabileceğini sandığı fakat dokunamadığı mutluluklarını yeniden kuruyor hatıralarında eskiden kurduğu gibi . Sonucun ne olduğunu bile bile küçük kamarasında yaşamaktan korkmayacak kadar çaresiz hatıralarındakileri . Öldürdüklerini , arayıp bulamadığını sandıklarını , yaşadıklarını ? Üç senelik bir ömrü bir çırpıda tüketişini ve yine yalnızlığını bu havasız kamarada , ağzında acı bir tatla .
Gece yarısını geçtiği zaman saat ışıklar söner kendiliğinden . Oysa kalkıp düğmeyi çevirecek ve içeri kendisi buyur edecekti karanlığı . O vakit kendi elinde olduğunu sanacaktı bunun ama şimdi ? Çok daha güçsüz duyumsamasına neden olmadı mı bu kendini ? Pek tabii . Şimdi çok daha güçsüz , çok daha yalnız . Kendinde varolan parçası bedeninde , kuytuda bir yere sığınmış . Bu sığınışla yalnızlığının da kendisinin kapladığı oranda küçük olacağını sanarak yanılmış . Boşuna bir çabadan başka ne peki arayışı ? Bu arayış ona buldurabilecek mi yaşamının anlamını ? Yaşamak , salt yaşamak için yaşadığının farkına varamayacak kadar ahmak . Uyuşukluğu buna bir kılıf uydurmaktan başka bir amaç taşımıyor oysa .
Tümünün yaşamı aynı , salt bir amaç uğruna : yaşamak için yaşamak . Madem dünyaya gelmişler , madem buradalar o halde yaşamalı . Sorgulamak ne diye ? Hayatın içinde uyuşarak , ona asılı kalmak ortasında bir yerlerde . Yaşamak .
Bardak terliyor . Gece usul usul çekiliyor sayfalardan . Sabah dokunuyor tenine şimdi sayfaların . Sayfalar ben kokuyor.