Yazılarım‎ > ‎

Kayboluşta

24 Eki 2009 02:16 tarihinde Pınar ARPACI tarafından yayınlandı   [ 16 Nis 2011 13:02 güncellendi ]
neler oluyor , nerede ne bitip nerede ne başlıyor .
değişiyor , kanıyor , kayboluyor , yeniden
buluyor , tutun(a)mıyor , istemiyor , susuyor .
üzülmüyor , üzüyor daha çok . biri gülüyor .
telefon kapanıyor . sesi esrarengiz çıkıyor .
herkes merak ediyor ama susuyor . neden kimse
çığlıklarını duymuyor . peki bir duyan gelip
dokunduğu vakit omzuna o , neden kim olduğuna
dahi bakmadan arkasında bırakıp kaçıyor . uzak
tutuyor herkesi . istese tersi de olur . istese üç
nokta koyardı bir önceki cümleye . istese büyük
harfle başlardı her birine ve eğer yine istese
vurgu da yapardı kimi yerlerde . bencil oluyor ama
bencilliğ farklı . o da mı farklı . farkında mısın
aslında sende şu an . içinde , damarlarında . mor
düşen mürekkep kağıda kırmızı oluyor . sayfanın
üzerinde kanıyor . sayfa diyor , yazma bana daha
fazla . acıyor o , acısın istiyor sayfa da . telefonu
alıyor eline . sesi bekliyor , gelecek biliyor .
çalıyor karşı taraftaki telefon . açacak mı
demesine kalmadan cevap geliyor karşıdan .
titriyor sesi . dizleri de titriyor . gömülüp o omuza
ağlamak geliyor boğazına takılıyor . neredesin ...
karanlık odada bir tek masa lambası var yanan .
koca karanlık oda karanlık gölgelerinde eşyaların
. ufacık bir kız çocuğu misali bir köşeye sığınmış ,
köşe onu sarabilecekmiş gibi . gölgeler koca elli
adamlar gibi . yalvarıyor içinden , gelecek olan
varsa gölgesini kapıda soyunsun üzerinden diye .
bir gören , bir duyan olsa soğuk duvarlarda
aradığını kendisini . maviyi özlüyor . beyazı sonra .
soru işaretinden nefret ediyor ve ünlemden
vargücüyle kaçıyor sonra . kırmızı diyor da
başkasını bilmiyor . gözlerimi görmüyor ,
duymuyor bir de .siyah halkalardan başka bir şey
görmüyor gözünü kapattığında ve biraz daha sıkı
yumduğunda sokaktaki çukurlarda birikmiş du
birikintilerine damlayan damlalar gibi .
parmaklarının ucundan damlayan kelimeler ufak
birikintilere düşüp dalga dalga yayılıyor çukurun
izin verdiği ölçüde onlara . kendinden kabuk soyar
gibi yaradan kelime soyuyor tırnaklarının ucuyla .
sonra suya bırakıyor . bitsem bir diyor . sonra
yeniden can bulsam . zaman yok , an yok , cevap
yok , soru hiç olmadı sadece zamanında'da
yaşıyor , nefes alıyor onda . narin eli bedeninden
kayıp soğuk-a düşüyor . parmakları . adamı baştan
çıkartan dokunuşları hafızada yer buluyor .
mavisini özlüyor , gece sabah maviyle dönüyor
tenini sarıyor . kimse bilmiyor , kimse görmüyor .
merak ediyor sadece . yaşadığını sanıyorlar ,
sanmaktan öte biliyorlar ve bence bilmekten öte
bildiklerine inanıyorlar . ama o usulca veda ediyor
. kimse tutmuyor . neden diyorlar . tek cümle sonra
onlar bir başkasını ekleyip parçalanmış olanı bir
parça daha parça-lıyor parça parça yapıyorlar . ve
o bencilliğini sırf farklı yaşadı diye anlaşılmıyor ,
uzalşıyor , sğuyor . geceden sabaha mavi dönüyor
gün . tenini sarıyor özlediği mavilik . kimse
bilmiyor , kimse görmüyor , tutmuyor soğuk-a
düşen elin parmaklarından , cesaret edemiyor
belki , izin vermiyor . Kadın geceden sabaha mavi
dönüşte kaybolacak yavaş yavaş . çığlıkları
duyulmayacak kadar onda . büyük harfleri yok ve
de üç noktaları . nefes alışı zayıfladı , aralıkları
uzadı . cümlelerden geçeli çok oldu , kelimeler
terk-et nokta