Ne kadar da uzun zaman oldu pencerenin önüne çıkmayalı . Pencerenin tahta panjurlarını açıp güneşin içeri girmesine izin vermeyeli . Aslında burada görülecek pek de bir şey yok , haklısınız : her zaman aynı kel bahçe kış mevsiminde ve bir de yazın yeşerdiğinde öyle yeşil yeşil , bir de aynı bahçenin aynı duvarlarından ibaret minik bir yaşantı . Gözler her daim aynı bedenleri süzen ve aynı düşüncelerde gezinen saplantılı insanların cenneti bir bahçe . Neden beni alıp da bu binanın en orta yerindeki en büyük pencereli en büyük odaya koyduklarını asla anlayamadım ve de anlayamayacağım sanırım buradan bir gün çekip gidene kadar . Oysa biliyorum , bu odayı isteyen bir sürü başkaları var . Ve hatta kimileri öylesine garip bir benimseme halindeler ki odayı , sanki burada ikamet eden ben değilim de kendileri ve ben bir yabancı olarak onların yaşam alanlarına izinsiz olarak girmişim gibi . O doktor hala ara sıra uğruyor bana , bir keresinde soracaktım aslında ama sonra ne olduysa , ne konuşmaya başladıysak unutuvermişim ve bir daha da aklıma gelmedi sorma zamanı ona . Ama büyük olasılıkla biliyordur ; sonuçta benim doktorum kendisi . İnsanlar akılları yerine geldiği zamanlarda acaba merak ediyorlar mıdır neden bu koca pencereli koca odanın kocaman olan tahta pencereli nadiren açılır ve nadiren içeri güneş sızar diye ? Tamam , burası akıl hastalıklarının tedavi edildiği mekan ama ben burayı öyle adlandırmıyorum . Bana göre burası akılları fazlasıyla dolu olan insanların dinlendiği ve akıllarındaki o fazlalıkları boşaltmaya yönlendirdikleri yer . Hem neden bir insan doğal olarak diğerlerinden farklı olacak ve pek tabii ki onların da dinlenceleri için gidecekleri birer tatil köyleri olacak . Biz de diğerlerine öyle , onların bize baktıkları gibi garip bakıyoruz işte , asıl garip olan onlarmış gibi gözüküyor bizlere de .... Zaten bu nedenledir ki kimilerimizin , benim gibi , bilgisayarları var . Çok şanslı olanlarımızın ise bir dolma kalemi ve ara ara yenilenen tomar tomar kağıtları var . Mürekkep de veriyorlar burada hem bizlere . Hem de istediğimiz hangi renk varsa ondan . Kimi zaman birkaç rengi bile bir arada alabildiğimiz oluyor . Zaman zaman yine o adam geliyor , garip garip bakıyor odadaki tek sandalyeye oturup yüzüme . Kendine doktor diyor arkadaşlar duyduğum kadarıyla . Ben de öyle hitap ediyorum gerektiğinde . Ama sanırım kimsenin kullanmadığı bir ismi var ; belki de o kadar zamandır bu işte ki ismini kendi bile hatırlamıyor ve insanlara kendini ?Doktor Bey? diye tanıtıyor . Yoksa diğer beyaz önlüklü olanlar da neden ona Doktor Bey desin ki ! Bugün biraz daha mı çok ondan bahsettim ? Normal aslında , uzun süredir , yani şu pencereyi açana kadar geçmiş olan zaman zarfında kitaplardaki ve kendi kurgu dünyamdaki kendi yarattığım kişiliklerimden başka bir tek onu gördüm insan olarak bu odada . Hem bahar kokularını da o getirdi kapıyı açtıkça içeri . Bu odaya ayna koymamışlar kimi aklı çok dolu olan arkadaşlarım farkına varmaz da bir şekilde odanın içinde gezinirken çarparlar ve kırdıkları camlar bir yerlerine batar diye . Benimkinde de bu nedenle yok sanırım . Ama yine de Doktor Bey?e sormak gerekir (?) . Aslında kimi zamanlar elinde bir paket sütlü çikolata ve bir fincan kahve ile çıkagelir , tam da şimdi istediğim zamanda olsa .... Bir tek fincan kahvesi olur , isterim ki benimle birlikte o da içsin ama o daha çok beni dinlemeyi tercih eder , beni konuşturmayı . Anlayamam da nasıl başarılı olur beni konuşturmak konusunda , oysa ki kimi zamanlar hiç mi hiç istemem tek kelime dökülsün dudaklarımdan . Kimi zamanda , özellikle geceleri ?normal olanların? uyudukları zamanlarda yavaşça odama süzüldüğünü işitirim . Biz de o saatlerde minik kırmızı haplardan alırız ki biraz olsun dinlenebilelim ve yarın daha çok eğlenebilelim diye . Uyuruz aslında çoğumuz da nedense bana pek etkisi olmuyormuş gibi gelir bu hapların . Öyle tatlı bir sarhoşluk yaratır üzerimde , elime kalem kağıt aldırır bir de hayali notlar mırıldanır arada bir . İşte o zamanlarda sessizce süzülüp karanlıkta el yordamı ile bilgisayarı bulmaya çabalar , tıkırtılarını duyarım . Sonra usulca kapağını kaldırır ve koklar havayı bir süre . Biliyorum ki uyumadığımı bilir . Usulca yaklaşıp bakmaya korkar gibi bir havası da vardır hani , en azından benim öyle bir hissiyatım olduğundan böyle düşünüyor olabilirim . Gözlerimin açık olduğunu görmesini istemem . Onun her zaman bir bahanesi olabilir beni sebepsiz yere ziyaret etmesi için ama benim öyle olduk olmadık zamanlarda garip davranışlarım hoş olmaz , öyle diyorlar nazikçe burada . Ne okuduğunu anlamam saatlerce masanın başında . Hiçbir zaman tamamlayamam ki yazdıklarımı aslında .... Bir orasından bir burasından alınıp birbirine bağlanmış amaçsız cümleler gibi gelir yazıldıklarından çok sonraları onlar . ?Minik bir delinin güncesi? adını verdiğim ufak bir klasörüm vardır o mavi düz ekranda bir tek ; ama içi doludur işte o cümlelerle . Bir keresinde bana nasıl yeni bir dosya açılacağını göstermiş olsa da belki ona inat belki de kendime , açmadım yeni bir tanesini . Hem ne gerek var ki : hepsini yazan aynı kişi bir de üstelik deli . Kimi günler bir şey yazmasam dahi orada oturur ve okur yine de . O , Doktor Bey , bir şey diyemem de . Belki de kırmızı bonbonları ondan verdirtiyor bana diye düşünürüm çoğunda üzerlerine erimiş çikolata damlatıp üstelik .. Bir gün hayal arasında rastlarsam yine rüyamın bir yerinde en çok şunu fısıldamak istiyorum aslında ona : Siz olmak istiyorum ben . Bunu yapabilirim . Küçükken okuduğum kitaplarımda vardı böyle bir kahramanım . O zaman henüz miniktim ama şimdi artık büyüdüm ve güçlendim ve şimdiki benin aklı küçükken olduğundan daha da karışık ve daha da dolu . Neden yapamayayım ! İnsanların bana farklı biri isimle hitapta bulunmaları nasıl bir şey onu görmek ve de ben oradan nasıl görünüyorum ona bir bakmak en çok da . Kendimi merak ediyorum ve belki geri döndüğümde bu bedene buradan sizi görebilmeyi yeniden . Çok mu garip yine bu düşüncem ? Ama bu benim güncem .... Suya toprak üzerinde nereye gideceği mi söylenir ; o kendi yolunu bulur . Siz de . Kategori : Odadaki zamanlar http://blog.pinararpaci.com/2006/04/minik-bir-delinin-gncesi.html 20 4 2004 |
