Determinizm yöntemi, maddenin, olgunun veya varlığın belirli bir değişkenlik içinde bulunması, kendisini ortaya koyabilmesi halidir. Aynı zamanda determinizm, bu değişkenliğin toplumda, topluma yarattığı dürtüdür. Bu bağlamda bakıldığında burjuvası olmayan bir toplumda burjuva devriminin olması beklenemez; ama, ileride yaratılacak bir burjuva sınıfı için bir devrimin yapılması beklenebilir. Her ne kadar bir burjuva sınıfının varlığından ancak Türkiye kurulduktan yirmi beş yıl sonra bahsediyor olsak da, Kemalist Devrim bir burjuva devrimi olarak tanımlanabilir. Bir başka deyişle, Kurtuluş Savaşı her ne kadar burjuvalar tarafından yapılmamış olsa da bir burjuva devriminin başlangıcıdır.Siyasetin belli bir toplumsal tabanına dayanan kavramları inceleyen bilim dalı Siyaset Sosyolojisidir. Nasıl ki omletsiz yumurta olmazsa toplumsuz siyaset de olmaz. 1950’lerle birlikte siyasetin, toplumsal yapının niteliklerine göre ortaya çıktığı görüşü önem kazanmaya başlamıştır. Toplumun karakterine, üretim kapasitesine ve kültür birikimine bakmadan neler üretebileceğini tahmin etmek mümkün değildir. Sonuç olarak, tüm dinamiklerin karakterlerini sosyal yapıdan aldığı görülür. Herkes kendi bünyesine uygun olan siyasi modeli uygular: İngiltere’nin demokratik bir ülke olması kendisine bunun uygun olmasından, toplumsal yapısının bunu gerektirmesinden kaynaklanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti olarak bizim demokrasiye sahip olduğumuz sorusunun cevabı ise, bizim, İngiltere’den farklı olarak, şu an sahip olduğumuz gibi bir toplum yapısına sahip olmamız ile açıklanabilir. New York’da takım elbise ile yaşayan bir adamı Maldivler’de aynı şekilde muhafaza edemezsiniz; ağaca o şekilde tırmanamayacağı için açlıktan ölür. Yani; dünyada bir demokrasi, bir liberalizm yarışı yoktur. Buradan da çıkartılabileceği gibi determinizm, elindekilerle yapabileceklerini yapabilme durumudur. İngiltere’de Anayasa Mahkemesi’nin olmaması bizde ve ABD’de olması durumu da yukarıdaki paragrafta bahsettiğimiz durumdan kaynaklanmaktadır. Bu, tedbirli olmak ihtiyacımızdan, dolayısıyla da sosyolojik yapımızdan kaynaklanan bir tedbirdir. Yani, herkesin siyaseti kendinedir. Türk Siyasal Yaşamından bahsederken tarihi süreci 29 Ekim 1923’ten başlatmayacağız. Burası başlangıç olarak alınırsa Türk’ün Osmanlı İmparatorluğu’ndan da önce çeşitli kavimler ve boylar olarak da tüm birikim, tecrübe, bütün bir karakter yapısını göz ardı etmiş oluruz. 1923 gökten indirilen bir tarih olmamıştır; bunun bir birikimi, yapılanması, inancı ve kültürel birikimi var. Tüm bunlar tarihin bize bıraktığı maddi ve manevi mirastır. Bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu’nun ne tür bir toplumsal yapıya sahip olduğunu incelememiz gerekmektedir.
Daha sonra demokrasiye dönmüş tüm cumhuriyetlerin burjuva devrimleri üzerine kurulmuş olduğu görülmektedir (İngiltere 1660, Fransa 1789, ABD 1788). İngiltere’de, 11. yüzyıldan bu yana İngiliz kapitalist devriminin yarattığı sınıfların çatışmalarının ortaya koyduğu bir demokrasi anlayışı vardır. O halde siyasetin, belirli iktisadi kaynaklardan öncelikli olarak kimin yararlanacağına karar verme davranışı olduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır; çünkü bu iktisadi kaynaklar sınırlıdır. İnsanlar, burjuva devrimin ardından, en barış içinde yapılacak değişimin bu olduğuna inandıklarından, sosyal sınıfların çatışmasına demokrasi adını verdiler. Siyasetin güçlü olanın bundan bir fayda sağladığı bir yapı yarattığını söylemek doğru olacaktır.
Osmanlı İmparatorluğu, bünyesinden burjuvazi üretmeyen bir yapıdır. Ayanı, esnafı olmuştur. Bunun yerine dışarıda batı kapitaline bağlı zümrelerin çıkması Osmanlı’nın burjuvasının ortaya çıkması değil, çıkarlarıyla ona yaklaşan bir toplumun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Cumhuriyeti kuran bu sınıf değil, aksine, okumuş bir avuç insandır. Ama bunlar, burjuvazinin oluşmasının yolunun açılmasına yol açmıştırlar. 1923 İzmir İktisat Kongresi’nden itibaren bu konuyla yakından ilgilenilmiştir. 1946’da Demokrat Parti’nin yükselişi aynı zamanda burjuvazinin de yükselişi olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nda burjuva sınıfının ortaya çıkamamasını temel nedeni onun eşya hukukuna dayanmaktadır: Osmanlı, toprağını ve sınırları içerisinde yapılan ticareti kimseye vermemiş, her ikisini de kendi yönetmiştir. Buna karşılık olarak Osmanlı İmparatorluğu içerisinden herhangi biri de çıkıp burjuva ahlakını savunmamıştır. Ömer Seyfettin’in karikatürize etmiş olduğu tipler Osmanlı’da vardır; fakat bu, Osmanlı’nın ürettiği burjuvazi toplumu değildir. Bunlar, halk tarafından “tatlı su frengi” olarak isimlendirilmiş, taklit tipler olmuşturlar.Kategori : Dünden bugüne Türk siyasal yaşamı http://blog.pinararpaci.com/2009/03/neden-determinizm-1.html 13 3 2009 |


