Ufacık bir taş atıyorum suya . Öyle ki bu ufacık taşa bağlıyorum neyim var neyim yoksa . Arkasından atlamayı umuyorum sonrasında , kendimi de ona bağlıyorum . Taş suyun üzerinde sekiyor ; bir , iki , üç , dört ... Benden olan ne varsa suyun yüzeyine dağıtarak . İyi bağlayamamışım demek . Aklıma geliyor Orhan Veli'nin cesedi , ağlayan tabutu . Gözlerim acıyor şimdi . Ölü bedenimden sızan kan ellerimde , kurumak üzere . Bıraksam ... Şimdi zamanıdır gömülmenin sulara . Peki ya ciğerlerimdeki hava? Ölümü temiz olmalı insanın , bırakmamalı arkasından iz bedeninden . Yalnız bir iki satır hatırlamak isteyene , arama zahmetine girene . Okudukça başa dönmekten korkacağı , korktukça bir an önce bitirip kurtulmak için daha hızlı okuyacağı . Suya gömülen , bulunamayacak olan beni gömdüğüm satırlarımda ilerleyen insanlara . Yalnızca bir kereye mahsus okumalardan başkası olmayacak bu ; bir kere ve ... Anlaşılmayacak ne var bunda? Bedenimi görmek ne ifade ederdi peki sana bu satırlardakileri anlayamıyorsan? Ya da nasıl anlayabileceğini bildiğim halde konuşamıyorsam senin dilinden , sığınamıyorsam oralara benim için ne değişirdi sana görünmek kanlı canlı ? Seninki sadece alışkanlıktı ; söylenmesi gerektiği için söylenen , yapılması gerektiği için yapılan ve dudaklar sadece öpülmesi gerektiği için öpülen . Nefes alıp almaması arasında bir fark yokken nasıl olur da anlayabileceğini , anlaşılabileceğini düşünür insan ? |