Her biri birbirini izleyen kümeler düşünün gökyüzünde . Her biri birbiri ardına toprağa düşen kümeler düşleyin gökyüzünden . İnsanların onları sıradan buluşlarını izleyin sonra da bu kümelerden herhangi bir damla onların kafasına düşmediği zamanlarda . Öylesine sıradan işte bu kümelerin birbiri ardına gezinmeleri gökyüzünde ve öylesine alışılmış bir şey insanların gözlerine yansımaları tüm bunların . Beş yaşında ya da kırkına gelmiş bir adamdan bahsetmeyeceğim bugün burada ama beş günlük bir bebeğin getirdiği değişiklik görülmeye değer olabiliyor insanlar üzerinde . Gözlerindeki tüm o alışılmışlıklar silinip yerini yeni gelen ve kendi parçası olduğunu bilen bir insana bırakıyor . Sanırım elinde olmadan da olsa düşünüyor onun kendinden bir şeyler taşıdığını şimdi kucağında tutan adam . Minicik bir şey için endişeleniyor , minicik bir şeyin sıcaklığı kendi sıcağından fazla geliyor ona o , şimdi elinde tutarken bebeğini . Elleri titremesin diye kendini kontrol etmeye çalışıyor ama elleri titriyor , yüzü ıslanıyor hafiften onu elleri arasında tutmanın ona vermiş olduğu heyecandan ötürü . Oğlum , diyor , henüz bu dünyada beş gündür nefes alıyor , o benim oğlum ve henüz mini minnacık . Kolları arasında minnacık , sıcak bir beden nefes alıyor . Göğsüne sığıyor şimdi , şu hali ile babası onu yatırdığı vakit göğsüne . Minik , çelimsiz ayakları pıtı pıtı oynuyor durmaları gereken yerde . Erkek çocuğu olduğundan mı bu kadar hareketli yoksa ? Ama düşünmüyor ki adam bunu ; o büyüsüne kapılmış şimdi kucağındaki o minik insanın kokusunun . Eşinin omzuna elini koyuyor belki de ilk defa bu denli içten . Ve belki de ilk defa onun dünyaya getirmiş olduğu ile farkına varıyor kimi şeylerin . Kadın belki farkına varıyor bu dokunuşun miniğini emzirirken belki de varmıyor ama adamın gözleri eşini okşuyor . Elleri ile omuzlarına dokunuyor belli belirsiz . Kutsal olana dokunurkenki o çekingenliği varmış gibi geliyor ellerinin dokunuşlarında . Gülümsüyorum . Odalardan ayrılıp gerçek dünyanın kar yağdıran soğukluğuna kendimi vurduğum zaman sanki şehrin yol boyunca uzayıp giden ışıklarının oluşturduğu o kolyeyi bir tek ben fark ediyormuşum gibi geliyor . Gözlerim ne kadar olduğunu bilmeden takılıp kalıyor tüm bu kolyenin boylu boyunca. Şimdi bir yerlerde bir şeyler fısıldanıyordur birilerinin kulaklarına . İnsanların kimileri can yakıyor , kimileri ise canlarının yanmaması için kaçıyorlardır . Kimileri mutlu oluyor , kimileri ise mutlu ediyorlardır birilerini . Ve bu birileri kesinlikle şu ışıktan , uzun kolyenin farkına varmıyordur tüm bu anlarının orta yerlerinde kaybolmuşlarken . Sıradan olmaktan uzak tüm bu hissedişler . Bir şeye odaklanmak ve onun gerçek olmasını dilemek ile tüm kalbinle onu gerçek yapabileceğine inanmalı insan . Gerçek olmayacağını düşünerek bu isteğinin yerine gelmesini , gerçekleşmesini umuyorsa pek tabii onun gerçek olması olasılığını başında kendi azaltacaktır .Tanrısına inanmadıktan sonra kimi zaman yapabileceği pek bir şeyi kalmıyor işte bu anlarda görüyor bunu da . Günlerden pazarmış da sanki oturtmuş beni masanın başına dışarıda yağan kar . Sanki izin vermemiş tüm bu zamanların yağmış olan en büyük karlı havası imiş gibi İstanbul üzerine . Hatırlamazmış gibi kendini 87'nin Martında yaptıkları ile . İnsanlar sıcak evlerinde ya miskin miskin oturup en büyük eğlenceleri olan televizyon karşısında pinekliyorlar şimdi ya da yaşını almışları hatırlayıp huzursuz oluyorlar onları ziyaret edemedikleri için . Oysa dün hava gayet iyi idi ve dün istese idiler gidebilirlerdi ailecek ziyaretlerine ama dün işleri vardı . Bugün ise hava yola koyulmaya uygun değil . Oturmasam da dışarı çıkıp yalın ayak dolaşsam mı üzerlerinde ? Sadece yumuşak dokunuşlarına odaklayacak kadar kendimi uyuşmasını beklesem soğuktan çıplak ayaklarımın sonra . O halde dolaşsam üzerlerinde . İnsanların sessizliklerinde çok azının pencerelerinin önünde sıcak kahvelerini yudumladıkları bu saatlerde . Kar yağınca ne kadar da sessiz olur ki ortalık ayakkabısız olduğu vakit dahi insan o belli belirsiz minik dokunuşlarının sesini duyar yürürken üzerlerinde . Şehirde yaşamak ise kar sessizliğini çok da garip gelmesi gereken bir durumdur insana . Araçların trafiğe çıkamayacağı , hatta çocukların dahi kartopu oynamaya izinlerinin olmadığı bir zamanı beklemeli çıkıp o havanın sıcağını hissetmek için teninde . Beş günlük bebek babasının kucağında , şehrin yolları boyunca uzanan uzun ışıklı kolyesi kimsenin dikkatini çekemediği için üzülürken . Kimileri mutlu iken , kimileri mutsuz ; kimileri orada ve kimileri de burada iken . Kimileri düşünürken ve kimileri düşünenelerin ürettiklerini düşünmeden midelerine indirirken . Kimileri masasının başında bir pazar gününün heyecansızlığı ve karmaşası içerisinde yaşamadıklarını yazmaya çalışırken .. Karların bembeyazlığındaki sessizliğine bırakmalı insan kendini ; açıp kollarını bacaklarını . En güzel melek izini yapmalı hayatında yapmış olduğunu savunabileceği . Bu ıssızlık ve sessizlikte kendinden başkası ile yarışamayacağından sadece kendi geçmişindekilere bakmalı . Gözlerini kapatmalı sonra . Kar taneleri nasıl da usul bir delilikle düşüyor şimdi gözkapaklarına ! Beyaz Tenli Güzel Kadın Kategori : Kişisel http://blog.pinararpaci.com/2006/01/sarmtrak-havann-hkm-srd-gri-ehir.html 11 1 2006 |
