Terörizmin tanımının nasıl yapılabileceğine dair bir anlaşmaya tam anlamıyla varılamamıştır. Var olan tanımlar “onu gördüğünüzde terörizm olduğunu anlarsınız” dan, kompleks birçok formulasyona kadar çeşitlilik göstermektedir. Bunun sonucu olarak da günümüzde iki yüzden fazla terörizm tanımı ortaya çıkmaktadır.
Peki kişi terörizmi diğer şiddet içerikli hareketlerden nasıl ayırmalı? Bu tanımlama sorununun hem politika hem de işlevsel içerikleri bulunmaktadır. Örneğin, terörizm suç fiili olarak tanımlanırsa o zaman sonucunda hukuk yaptırımlarının uygulanması gerekliliği doğar ve bu, kanıtların toplanmasını ve minimum ölçüde güç kullanımını gerekli kılar. Diğer yandan, eğer tanım bir savaş içeriği ile örtüştürülürse sonucunda alınacak önlemler askeri bir bakış açısını ve sonucunda da maksimum düzeyde güç kullanımını gerekli kılacaktır.
Burada belki de en can sıkıcı nokta ise “terörizm” kelimesinin kendisinin duygusal bir içeriğe sahip olmasıdır. Tıpkı “birinin teröristi bir diğerinin özgürlük savaşçısı olabilir” söyleminde görüldüğü gibi. Sonuç olarak bakıldığında terörizm, genel olarak onu tanımlayanın ideolojik ve politik görüşüne göre tanımını değiştiren bir kavramdır.
Bu açıdan bakıldığında terörizmin tanımını yapabilmek için onun özelliklerinin neler olduğunu anlamaya çalışmak önem kazanır. Bu özellikler şu şekilde sıralanabilir:
Akılsız şiddet değil, bir araç olarak terörizm;
Strateji ve taktikler olarak terörizm;
Bireysel ve kolektif psikolojik süreç formu olarak terörizm;
Politik bir silah olarak terörizm;
Bir savaş formu olarak terörizm;
Bir suç olarak terörizm;
Bir evrim süreci olarak terörizm.
Akılsız şiddet değil, bir araç olarak terörizm
Sri-Lanka, İsrail ya da Irak’taki intihar bombacıları; Rusya’da çocukları öldürmek; Tokyo’daki bir metroda yolcuları zehirlemek ve diğer katliam girişimleri teröristlerin anlaşılmaz, ilkel ya da her ikisi birden olan, rahatsız insanlar oldukları görüşünü dayatmaktadır. Kimi durumlara bağlı olarak bireyin akli dengesi yerinde olmasa dahi birçoğu davranışlarında oldukça rasyoneldir. Faillerin sosyopat ya da deli olarak karakterize edilmesinin nedeni halkın tanık oldukları olayı anlamlandıramamasından ve de haklı görememesinden kaynaklanmaktadır. Halkın bu görüşü teröristlerin yaptıklarının rasyonel olmadığını haklı çıkartmaktadır. Davranışları rasyonel olarak değerlendirmek bir şekilde onları haklı görmek anlamına gelmektedir. Fakat baktığımızda fark etmeye zorlandığımız şey ise teröristlerin “sıradanlığı” dır.
İnsanlar bireysel ya da grup olarak bir eyleme giriştiklerinde büyük bir ideolojiye hizmet ede

n kolektif bir davranış sergilerler. Bu da bize terörizmin tam anlamıyla amacı olan bir şiddet olduğunu gösterir.
Terörizm, uzun ya da kısa vadeli amaçlara ulaşmak için kullanılan bir araçtır. Amacı olan bu girişimleri anlamak terörizmi anlamak için bize gerekli olan temeli sağlayacaktır. Bu bakış açısı aynı zamanda bize gerekli olan analitik ve objektif bakış açısını da verecektir. O halde söyleyebiliriz ki, terörist aktivitelerde bulunan bireylerin ve grupların çoğu hedeflerine ulaşmak amacındadırlar.
Strateji ve taktikler olarak terörizm
Strateji, bir organizasyonun askeri ya da sivil olabilen, genel ve nihai olan hedefi olarak tanımlanmaktadır. Taktik ise bu stratejik hedefe ulaşmak amacıyla kullanılan önlemlerdir. Terörizm söz konusu olduğu zaman bu iki kavram arasındaki çizgi kimi zaman karanlıkta kalabilmektedir.
Birçok terörist grupta ve özellikle de aşırı tutucu dini inançlarla motive edilmiş olanlarda, strateji hem emredici hem de soyut bir nitelik taşımaktadır. Bazı durumlarda “gerçek inananlarla” strateji, ulaşılmak istenen hedef olmaktan çıkıp bir kader haline dahi gelebilmektedir. Bu noktada strateji bir dogma olarak isimlendirilebilir.
Kimi durumlarda ise strateji dini başkalaşım ya da herhangi bir politik ideolojinin seküler iddiası olarak daha geniş bir amaç güdebilir. Bu iki durumda da taktik ve strateji birbirinden ayrılmamaktadır; çünkü, bu aşırı tutucu inançlarda terörist başarısının emredilmiş olduğunu bilir ve başarısızlık söz konusu değildir. Aynı şekilde, var olan eski düzeni yok etmek isteyen bir anarşist ya da başka bir dini görüşü var olan ile değiştirmek isteyen bir dinci grup için taktik belirlemeye gerek yoktur; çünkü geçmiş ve gelecek çok daha önceden emredilmiştir.
Buna karşılık terörizme karşı olan hükumetlere baktığımızda –özellikle demokrasilere- onların bu terörist örgütler gibi uzun vadeli bir stratejilerinin olmadığını ve olamayacağını görürüz. Çünkü hükumetler, daimi olarak değişen kamuoyuna, politika alternatiflerine ve maddi kaynaklar için rekabetin bitmediği bir ortama göre hareket etmek durumundadırlar. Buna ek olarak, değişen yönetimleri ve haliyle her yönetimle beraber değişen görüşleri nedeniyle de uzun dönemli bir strateji izlemeleri mümkün olmamaktadır.
Son terörist eylemler karşısında hükumetlerin üzerine binen kamuoyu baskısı hükumetleri karşı önlem almaya zorlamaktadır. Sivil ya da askeri olarak bir ayrım gözetmeyen terörist eylemler, halkın hükumetler üzerinde güvenliklerinin sağlanması için baskı yapmasıyla sonuçlanmaktadır. Fakat burada karşılaşılabilecek bir sorun ise, demokrasiden ödün verilerek daha çok bir “gözetleme toplumu” na dönüşülebileceği endişesi ile karşılaşılmasıdır.
Bireysel ve kolektif psikolojik süreç formu olarak terörizm
Eğer terörizm amacı olan şiddet ise öncelikli hedefi nedir? Terörizm ilk ve en önemli olarak bir psikolojik savaş durumudur. Saldırılar öncelikli olarak izleyicileri kışkırtmayı hedef almaktadır. Burada, dorudan doğruya saldırıya maruz kalan kurbanların acısı, ızdırabı ve ölümü gerçekte o kadar da önemli değildir. Önemli olan onların bu durumuna seyirci kalanların ikincil sırada etki altında kalmalarıdır ve bu özellik terörizmin bu denli etkili bir silah olmasının temel nedenidir. Teröristlerin bireylere ve gruplara karşı yönelttikleri bu psikolojik hedeflerinin farkına varılırsa terörizmin gerçeklerine uyum sağlamak mümkün kılınabilir. Bu da oto-terörizmin (kendi kendini korkutmak) neden olduğu tehdidi büyütme durumunu azaltır.
Terörizmin insanlar üzerindeki etkisi korkunun doğası ile birebir ilgilidir. Başka bir söylemde belirtildiği gibi “korku doğal bir olaydır; terörizm ise korkunun bilinçli sömürüsüdür.” Korku, başımıza gelebilecek olandan korku durumumuzdur. Her insanın bilinçaltında varolan, orada saklanan ve çeşitlilik gösteren korkuları vardır. Fakat, korku güçlü bir hal aldığında bunlar su yüzüne çıkar ve davranışlarımıza etki ederek birer fobiye dönüşürler. İnsanların fobileri ise hem bireyleri hem de toplumları felce uğratabilir. Bu da bir terör saldırısını duyduğumuz anda tepki veremememizin nedenini açıklar.
Teröristler davranışlarımızı etkileyecek bir korku ajandası yaratırlar. Örneğin, insanlar uçmak konusunda kimi endişelere sahip olabilirler, birçoğu bir yerden bir yere gitmek için uçmayı en hızlı ve en uygun yol olduğu için seçmektedir. 1960lardan günümüze olanakların artması ve fiyatların düşmesi ile birlikte daha fazla insanın tercih ettiği bir ulaşım yöntemi olsa da birçoğu endişelerinin geçekleşebileceğinden korkarak çıkış kapılarının yerlerini öğrenmeye ve etrafındaki insanların profillerine bakarlar. Bu insanlar terörizmin ikincil kurbanlarıdırlar. Ne zaman ki bu insanların davranışları değişir ve uçağa binmeyi reddeder duruma gelirler işte o zaman terörizmin birinci el kurbanları olurlar.
Tepeden terör uygulayan hükumetler de vatandaşları arasında itaatkarlığı sağlamak amacıyla bunu hedeflemektedir. Bunun için uyguladıkları klasik teknik ise insanları gece, yataklarında uyurlarken tutuklayıp götürmektir. Bir başka örnek olarak da George Orwell’in 1984’ündeki baş kahramanın en büyük korkusu olan fareler tarafından yenilmenin devlet tarafından bir terör unsuru olarak kullanılmasıdır.
Terörizm oldukça başarılı bir korku çoğaltıcıdır. Halkın tanık olduğu şiddet onlara sadece savunmasızlıklarını göstermekle kalmaz aynı zamanda ölümlü olduklarını da hatırlatır.
Politik bir silah olarak terörizm
Bruce Hoffman’ın belirttiği gibi, terörizmin birincil amacı politik hedeflerine ulaşmaktır. Terörizmin farklı ajandalarının olmasına rağmen onu diğer şiddet formlarından ayıran temel özelliği politik boyutudur. Bu nedenle de terörizmle savaşırken apolitik olan suçlarla savaşırken alınan önlemlerden farklı önlemler alınır.
Terörizm bir politik ajandanın teşvikinde kullanılan ilk ve en etkili silahtır. Teröristler, politik tayfın her yönünden gelebilirler. Bunlar, varolan sistemi yok etmek isteyenlerden devrim yapmak isteyenlere ve geçmişin idealleştirilmiş sistemlerine dönmek isteyenlere kadar çeşitlilik gösterebilirler. En büyük terör yaratma yetisini ise tayfın başka bir yanında bulunan politik bir grup elinde tutmaktadır: otoriter ve totaliter devletler.
Politik değişimin faaliyet alanı da konu-odaklı terörizme göre değişiklik göstermektedir. Bu, kürtaj hakkı ya da çevresel konularla ilgili olabileceği gibi etnik, dilsel ve bölgesel isteklere bağlı self-determinasyon hedeflerle belirlenmiş isteklerden de oluşabilir.
Tüm bu çeşitliliğe bakarak, bir terörist stereotiplemesi genellemesi yapmak fiziksel, ırksal ve etnik stereotiplemeler yapmak kadar tehlikelidir.
Bir savaş formu olarak terörizm

Terörizm temel olarak, bir bölgede zayıf bir organizasyonun güçlü bir düşman karşısında –genelde iktidarda olan devlete karşı, girişmiş olduğu alışılagelmemiş taktik olarak görülmektedir. Güçsüz olan organizasyon, güçlü olan hasımına karşı asimetrik bir savaş sürecine girer ve bunu da yaparken rakibinin zayıf noktalarına hedef alır. Bunlar arasında bir saldırıda birçok sayıda insanı hedef almak gelir –ki bu da hükumet üzerinde halk tarafından baskının arttırılması sonucunu doğurur.
Bu tip terörizme başvuranlar hasımları olan devleti davalarını koruma altına alarak ve farklı kesimlerden destek bularak psikolojik açıdan çökertmeyi hedeflerler.
Terörizmi alışılagelmedik bölgesel ayaklanma olarak tanımladığımız zaman, buna karşılık devletin alabileceği iki tür önlem karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan ilki iç defansın güçlendirilmesini öngören ve bunu da tehdit edilen devletin polis, askeri ve genel olarak savunma kapasitelerini arttırarak yapılmasını hedefleyen sistem yaklaşımıdır. İkincisi ise toplumdan terörist gruba olan desteği kesebilmek için amaçlanan ve kalbe ve zihinlere hitap edilmesini öngören yaklaşımdır.
1960lardan sonra, ulaşım ve haberleşme teknolojilerinin gelişmesi ile birlikte terörizmin boyutları da bölgesel olmaktan çıkıp artık coğrafi olarak tanımlanması mümkün olmayan, daha küresel bir boyuta kavuşmuştur.
Bir suç olarak terörizm
Terörizm için üzerinde anlaşılan bir kurallar bütünü oluşturmak lokal, devlet, ulus ve uluslar arası alanlarda farklı kurallar bütünlerinin uygulamada olmasından ötürü oldukça zordur. Daha geniş anlamda ise terörizmin bir suç olarak tanımlanması eğer politik olarak motive edilirse mümkün olabilecek bir durumdur.
Bu alanda duyulan endişelerden biri, eğer terörizm bir suç olarak tanımlanırsa kişisel özgürlüklere ve bunların işleyişine zarar verilebileceği düşüncesidir. Daha uç noktalarda düşünmek gerekirse bunun genel olarak otoriter devlet yapılarında görülen devlet baskısına dönüşmesinden korkulmaktadır. Bir başka endişe ise terörizmin suç olarak tanımlanmasının ardından herhangi bir terörist eylemi gerçekleştiren insanlara diğer suçları işleyen insanlara davranılacağı gibi davranılacak olması ve onların da diğer mahkumların sahip olduğu hakların verileceğidir.
Bir evrim süreci olarak terörizm
Stratejide ve terörizmin doğasında devamlılık esastır. Teröristler kendilerini ellerinde var olan kaynaklara göre adapte etmeyi bilmelidirler. Yukarıdan yaratılan bir devlet terörizminden bahsetmediğimiz sürece teröristler geleneksel olarak hasımlarından daha zayıf konumdadırlar. Temel olarak az kaynakla çok şey yapmak durumundadırlar bu nedenle de. Burada değinmemiz gereken bir diğer nokta da, bürokratik açıdan hantal olan devlet gibi büyük bir organizasyonun karşısında, küçük ve değişimlere adaptasyonu bu nedenle devletten çok daha kolay sağlanabilen terörist organizasyonların bu asimetrik savaş durumunda kendilerine has bir avantajlarının bulunmasıdır.
Kategori : Dosya/Terörizm